Eğitim sosyolojisi, okulu ve eğitim sürecini toplumsal yapı içinde inceleyen sosyoloji dalıdır. Temel sorularından biri, eğitimin bireylere toplumsal konumlarını değiştirme olanağı mı sağladığı, yoksa var olan eşitsizlikleri kuşaktan kuşağa mı taşıdığıdır. Bu soruya işlevselci yaklaşım, çatışma kuramları ve Pierre Bourdieu’nun kültürel sermaye kuramı farklı yanıtlar verir.
Bu yazıda eğitim sosyolojisinin üç temel kuramsal çizgisi, toplumsal hareketlilik kavramı ve eğitimle ilişkisi, Türkiye’de bu konuda yapılmış bazı araştırmalar ve bu tartışmanın okul yöneticisi için taşıdığı anlam ele alınmaktadır. Eğitimin bireysel ve toplumsal yararlarına ilişkin genel bir çerçeve için eğitimin önemi ve faydaları yazısına bakılabilir.
İşlevselci Yaklaşım: Durkheim ve Parsons
Émile Durkheim, eğitimi sosyolojinin konusu hâline getiren ilk düşünürlerdendir. Sorbonne’da eğitim bilimi kürsüsünde Ferdinand Buisson’un yerini alan Durkheim için eğitim, toplumun kendi varlığını sürdürebilmesi için gereken ortak değerleri ve düşünme biçimlerini genç kuşaklara aktaran bir toplumsallaştırma sürecidir. Her toplum kendi yapısına uygun bir eğitim düzeni oluşturur; bu nedenle eğitimin amaçları da tarihsel olarak değişir (Durkheim, 1956). Durkheim’ın ahlak eğitimine verdiği ağırlık, laik okulun toplumsal bütünleşmeyi nasıl sağlayacağı sorusuyla yakından ilişkilidir.
Bu çizgiyi yirminci yüzyılın ortasında sürdüren Talcott Parsons, “The School Class as a Social System: Some of Its Functions in American Society” başlıklı makalesinde okul sınıfını bir toplumsal sistem olarak ele almıştır. Parsons’a göre okul iki işlev görür: Çocukları yetişkin rollerinin gerektirdiği değer ve becerilerle donatır ve onları başarılarına göre farklı eğitim ve meslek yollarına yerleştirir. İşlevselci yaklaşımda bu seçme işlevi, bireyin ailesinin konumuna değil kendi başarısına göre ilerlediği bir düzenin aracı olarak görülür. Eleştirilerin yoğunlaştığı nokta da burasıdır: Başarının kendisi aile koşullarından bağımsız değilse, okulun seçmesi adil bir sıralama olmaktan çıkar.
Çatışma Kuramları: Bowles ve Gintis
Çatışma kuramları okulu toplumsal bütünleşmenin değil, egemen grupların konumlarını koruma çabasının bir parçası olarak okur. Bu çizginin en çok tartışılan eseri Samuel Bowles ve Herbert Gintis’in Schooling in Capitalist America adlı kitabıdır (Bowles ve Gintis, 1976). Yazarların merkezî kavramı karşılık ilkesidir: Okul, toplumsal ilişkileri ve ödül düzenini iş yerinin ilişkilerine benzer biçimde kurar. Okuldaki otorite ilişkileri ve notların dışsal bir ödül olarak işlemesi, öğrencileri iş yerindeki hiyerarşiye ve ödül düzenine alıştırır.
Bowles ve Gintis’e göre okulun kişiye kazandırdığı şey yalnızca bilişsel beceri değil, iş yaşamının beklediği tutum ve davranışlardır. Bu bakış, okul başarısının ve diplomanın tarafsız bir yetenek ölçüsü olduğu varsayımını sorgular (bkz. Beşerî Sermaye Kuramı). Eleştirmenler ise kuramın öğretmenlerin ve öğrencilerin direncini, okulun kendi iç dinamiklerini ve okullar arasındaki çeşitliliği yeterince hesaba katmadığını öne sürmüştür.
Bourdieu: Kültürel Sermaye ve Yeniden Üretim
Pierre Bourdieu, eşitsizliğin okul yoluyla nasıl sürdüğünü ekonomik olanaklardan çok kültürel olanaklar üzerinden açıklar. Bourdieu (1986), kültürel sermaye kavramını farklı toplumsal sınıflardan gelen çocukların okul başarısındaki eşitsizliği açıklamak için geliştirdiğini belirtir ve bu sermayenin üç hâlini ayırt eder:
- Bedenleşmiş hâl: Zihin ve bedende kalıcılaşmış eğilimler; dil kullanımı, beğeniler, bilgiyle kurulan ilişki. Ailede uzun süreli bir emekle edinilir.
- Nesneleşmiş hâl: Kitaplar, sözlükler, çalgılar, resimler gibi kültürel mallar. Bunlara sahip olmak, onları kullanabilmek için yetmez; bedenleşmiş sermaye de gerekir.
- Kurumsallaşmış hâl: Diplomalar ve akademik unvanlar. Kültürel yetkinliğe resmî ve yasal olarak güvence altına alınmış bir değer kazandırır.
Bourdieu ve Passeron (1977), okulun egemen sınıfların kültürünü tek meşru kültür olarak kabul ettiğini ve bu kültürle evde tanışmış çocukların başarısını kişisel yetenek gibi gösterdiğini ileri sürer. Böylece eşitsizlik hem yeniden üretilir hem de meşrulaştırılır. Bourdieu’nun katkısı, okulun açık bir dışlama yapmadan, yalnızca belli bir kültürel birikimi varsayarak eşitsizliği sürdürebileceğini göstermesidir.
| Yaklaşım | Temsilciler | Okulun işlevi | Toplumsal hareketliliğe bakış |
|---|---|---|---|
| İşlevselcilik | Émile Durkheim, Talcott Parsons | Toplumsallaştırma ve bireyleri başarıya göre rollere yerleştirme | Okul, başarıya dayalı hareketliliğin başlıca kanalıdır |
| Çatışma kuramları | Samuel Bowles, Herbert Gintis | İş yaşamının hiyerarşisine uygun tutum ve davranışları kazandırma | Okul, sınıfsal konumların aktarılmasına aracılık eder |
| Kültürel yeniden üretim | Pierre Bourdieu, Jean-Claude Passeron | Egemen kültürü ölçüt alarak başarıyı tanımlama | Kültürel sermayesi yüksek ailelerin avantajı diploma yoluyla meşrulaşır |
Toplumsal Hareketlilik ve Türkiye’den Bulgular
Toplumsal hareketlilik, bireylerin ya da grupların toplumsal tabakalaşma içindeki konumlarının değişmesidir. Eğitim araştırmalarında daha çok kuşaklar arası hareketlilik, yani çocukların eğitim ya da meslek düzeyinin anne babalarınınkinden ne ölçüde bağımsız olduğu incelenir. Çocuğun eğitim düzeyi anne babanın eğitim düzeyine ne kadar sıkı bağlıysa hareketlilik o kadar düşüktür.
Türkiye’nin bölgeler arasındaki gelişmişlik farkları bu ilişkiyi incelemek için elverişli bir ortam sunar. Aydemir ve Yazıcı (2019), daha gelişmiş bölgelerde büyüyen kız çocuklarının eğitim düzeyinin anne babalarının eğitim düzeyine daha az bağlı olduğunu, erkekler için ise benzer bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Gelişmişliğin çocukluk dönemindeki etkisi ergenlik dönemindekinden daha güçlüdür. Okul olanaklarının daha yaygın, kadınlara yönelik tutumların daha olumlu ve eğitim eşitsizliğinin daha düşük olduğu bölgelerde hareketlilik daha yüksektir.
Ataç (2017), üniversite giriş sınavı verileri ve Millî Eğitim Bakanlığı veri setlerini mekânsal yöntemlerle incelediği çalışmasında, üniversite mezunu olabilmenin büyük ölçüde bölgesel ve okul temelli eşitsizliklere bağlı olduğunu ve eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin toplumsal konumları sabitlediğini ileri sürer. Okul düzeyinde ise Yüksel ve Yüksel (2012), İstanbul Fatih’te farklı sosyoekonomik düzeydeki okulların son sınıf öğrencileriyle yaptıkları çalışmada, öğrencinin sınıf içi başarısının sınav puanını, okulun sosyoekonomik düzeyinin ise önerilen lise türünü yordadığını bulmuştur. Düşük sosyoekonomik düzeyli okullardaki öğrencilerin meslek liselerine yönlendirilmesini, beklentilerin sessizce düşürüldüğü bir “soğutma” süreci olarak yorumlamışlar ve bulgularının çatışma yaklaşımını desteklediğini belirtmişlerdir.
Okul Yöneticisi İçin Çıkarımlar
Bu kuramların hiçbiri okul yöneticisine hazır bir reçete sunmaz; ancak gündelik kararların yeniden üretimi güçlendirebileceğini ya da zayıflatabileceğini hatırlatır. Okul yöneticisi açısından şu noktalar öne çıkar:
- Yönlendirme süreçleri: Ortaöğretim ve meslek seçimine ilişkin rehberlikte öğrencinin başarısı ile ailesinin konumu birbirine karıştırılmamalıdır. Yüksel ve Yüksel’in (2012) bulgusu, iyi niyetli yönlendirmelerin bile beklentileri daraltabileceğini gösterir.
- Örtük beklentiler: Ödevlerin evde destek gerektirmesi, okul dışı etkinliklerin maliyeti ya da velilerle kurulan iletişimin dili, Bourdieu’nun anlattığı kültürel sermaye farkını okul içinde büyütebilir.
- Kaynakların dağıtımı: Okul içinde nitelikli öğretmenlerin ve olanakların belli sınıflarda toplanması, öğrencileri erken yaşta farklı yollara ayırabilir.
- Veriyi okumak: Okul düzeyindeki başarı verilerini öğrencilerin ailevi koşullarıyla birlikte değerlendirmek, hangi grupların okuldan yeterince yararlanamadığını görmeyi kolaylaştırır.
Sonuç
İşlevselci yaklaşım okulu başarıya dayalı hareketliliğin kanalı olarak görürken, Bowles ve Gintis ile Bourdieu okulun sınıfsal ve kültürel avantajları aktarabildiğini vurgular. Türkiye’deki araştırmalar, bölgesel gelişmişlik, okul türü ve yönlendirme süreçlerinin hareketliliği belirgin biçimde etkilediğini göstermektedir. Okul, eşitsizliği tek başına ortadan kaldıramaz; fakat yönetsel kararlar, okulun hareketliliği destekleyen mi yoksa var olan konumları pekiştiren mi bir kurum olacağını kısmen belirler.
Kaynakça
Ataç, E. (2017). Türkiye’de eğitim eşitsizliğini okumak: İstatistikler ve coğrafi dağılımlar. Eğitim ve Bilim, 42(192), 59–86. https://doi.org/10.15390/EB.2017.7124
Aydemir, A. B. ve Yazıcı, H. (2019). Intergenerational education mobility and the level of development. European Economic Review, 116, 160–185. https://doi.org/10.1016/j.euroecorev.2019.04.003
Bourdieu, P. (1986). The forms of capital (R. Nice, Çev.). J. G. Richardson (Ed.), Handbook of theory and research for the sociology of education içinde (s. 241–258). Greenwood.
Bourdieu, P. ve Passeron, J.-C. (1977). Reproduction in education, society and culture. Sage.
Bowles, S. ve Gintis, H. (1976). Schooling in capitalist America: Educational reform and the contradictions of economic life. Basic Books.
Durkheim, E. (1956). Education and sociology. Free Press.
Yüksel, A. ve Yüksel, S. (2012). Cooling out in the process of track placement of students (An example of Fatih/Istanbul). Educational Sciences: Theory and Practice, 12(4), 2455–2460. https://eric.ed.gov/?id=EJ1002857

Bir yorum
Geri bildirim: Ölçmede Geçerlik ve Güvenirlik: Türleri ve Kanıtları